mutfak masasının üstünde akşam yediği çiğköftenin kalanını bırakan eşime gıyabında söyleniyorum,
Ali Deniz de masada yumurtasını yiyor
ben: ahh savaş ahh bu burda bırakılır mı?
ali deniz: neden öyle diyoşun anne
ben: baba çiğköfteyi masanın üstünde bırakmış , dolaba koyması gerekirdi.
ali deniz: ama anne sen ona dolaba koy demişmiydin
ben: hayır , bazı şeyleri söylemeden de yapması gerekir
ali deniz hayır anne söylemen geyekiy
dehşet içindeyim bu erkeklerin bir şeyi söylenmeden yapmaması doğuştanmış demekki. bacak kadar çocuk babasıyla aynı fikirde:))
..........................................................
anne internetten lahmacun nasıl yapılıur baksana:))
...................................................
anne ben çok büyümicem senin kadar büyücem olur mu?:))
( tamam uzun boylu değilim ama o kadar da kısa değilim ne demek istedi bu çocuk)
................................................
azıcık ateşi olan Ali Deniz'e akşam ateş düşürücü veriyorum.
sabah olunca diyor ki: "anne bana gene ateş düşüyücü veysene"
ben de diyorum ki: " gerek yok ateşin düşmüş"
o da diyor ki: " neyeye düşmüş anne neyeye?
...................................
Kuzey gelmiş abisine pat pat vuruyo.
ben de kızıyorum ikisine de: yapma Kuzi abiye vurulmaz, Ali Deniz sen de kalk ordan izin verme vurmasıa
Ali Deniz: olsun anne öyle deme, kardeşim beni böyle seviyo..
13 Ağustos 2013 Salı
12 Ağustos 2013 Pazartesi
kitap - Edebiyat Mutluluktur-Zülfü LİVANELİ
Zülfü Livaneli kitaplarını genelde takip etmeye çalışıyorum ama doğruyu söylemek gerekirse şu ana kadar en çok beğendiğim kitabı kendi hayatını anlattığı Sevdalım Hayat oldu. hatta bir daha okuyasım var şu günlerde:))
"Edebiyat Mutluluktur" Zülfü Livaneli'nin edebiyat üzerine denemelerini topladığı bir kitap.
çok keyifle okudum bu kitabı. nasıl bir bilgi birikimidir bu adamdaki. tekrar hayran kaldım doğrusu:))
bi Zülfü Livaneli okulu olsa da okusak:))
Kuzim de arka kapaktaki Zülfü Livaneli fotoğrafını gösterip gösterip dede diyor bu arada:))
"Edebiyat Mutluluktur" Zülfü Livaneli'nin edebiyat üzerine denemelerini topladığı bir kitap.
çok keyifle okudum bu kitabı. nasıl bir bilgi birikimidir bu adamdaki. tekrar hayran kaldım doğrusu:))
bi Zülfü Livaneli okulu olsa da okusak:))
Kuzim de arka kapaktaki Zülfü Livaneli fotoğrafını gösterip gösterip dede diyor bu arada:))
kitap- Lukata- Bekir Sıtkı SEZER
bu kitabı geçen yaz kadıköyden almıştım. ismi ilgimi çekmiş fantastik bir korku kitabı olduğunu düşünmüştüm. kapak resmi de bu fikrimi destekler gibiydi ama öyle değilmiş:)) kitabı okuma şenliği bahanesiyle okumaya karar verince anladım.
konusu kısaca şöyle:
köyde cami avlusuna bir bebek terkediliyor ve bebeği çocuğu olmadığı için kendini içkiye vermiş, aynı zamanda da köyün en zengin adamı olan biri buluyor.
çocuğu eve getirip herkese kendi bebekleri gibi tanıtıyorlar ve bu kız bebeği kendi kızları olarak büyütüyorlar. köyde şüphe çekmemek için de şehire taşınıyorlar.
kız büyüyünce geçmişini sorgulamaya başlıyor ve köye dönüp geçmişinin izini sürmeye başlıyor.
çok iyi yetiştirilmiş bu kız çocuğunun hayatını öğrenirken eğer bu kız çocuğu bu zengin aile tarafından bulunmayıp çocuk esirgeme kurumuna bıraılmış olsaydı başına gelmesi kuvvetle muhtemel olayları da kısaca anlatıyor yazar.
Kitabın önsözü şöyle başlıyor:
Bir yerde bulunan ve sahibi bilinmeyen yitik bir mala Lukata, bunu o yerden alıp kaldırmaya İltikat ve bunu kaldırıp alan kimseye de Mültakıt denirmiş......
Bekir Sıtkı SEZER sanırım hala Hakimlik yapmakta olan bir hukuk adamı. Bu kitap yazarın 5. kitabı aynı zamanda.
konusu kısaca şöyle:
köyde cami avlusuna bir bebek terkediliyor ve bebeği çocuğu olmadığı için kendini içkiye vermiş, aynı zamanda da köyün en zengin adamı olan biri buluyor.
çocuğu eve getirip herkese kendi bebekleri gibi tanıtıyorlar ve bu kız bebeği kendi kızları olarak büyütüyorlar. köyde şüphe çekmemek için de şehire taşınıyorlar.
kız büyüyünce geçmişini sorgulamaya başlıyor ve köye dönüp geçmişinin izini sürmeye başlıyor.
çok iyi yetiştirilmiş bu kız çocuğunun hayatını öğrenirken eğer bu kız çocuğu bu zengin aile tarafından bulunmayıp çocuk esirgeme kurumuna bıraılmış olsaydı başına gelmesi kuvvetle muhtemel olayları da kısaca anlatıyor yazar.
Kitabın önsözü şöyle başlıyor:
Bir yerde bulunan ve sahibi bilinmeyen yitik bir mala Lukata, bunu o yerden alıp kaldırmaya İltikat ve bunu kaldırıp alan kimseye de Mültakıt denirmiş......
Bekir Sıtkı SEZER sanırım hala Hakimlik yapmakta olan bir hukuk adamı. Bu kitap yazarın 5. kitabı aynı zamanda.
Okuma Şenliği 1.ay Durum Değerlendirmesi...
1- Canımın istediği kitap- Lukata - Bekir Sıtkı SEZER - 175 sayfa - Koleksiyon Yayıncılık - 5 puan
2-150 sayfadan az kitap - Kappa - Ryunosuke AKUTAGAVA - 77 sayfa - Boğaziçi Üniversitesi Yaynıevi - 5 puan
3-Esas mesleği yazarlık olmayan birinin yazdığı kitap - Menekşeler Atlar Oburlar- Hüsnü ARKAN-Kırmızı Kedi- 206 sayfa-20 puan
4-Türü kurgu olmayan kitap- Edebiyat Mutluluktur- Zülfü LİVANELİ- 240 sayfa - Doğan Kitap-20 puan
5-400 sayfadan uzun bir kitap- Spinoza Problemi- Irvin D. YALOM- 445 sayfa- Kabalcı - 25 puan
Toplamda 75 puan toplamışım:))
6 Ağustos 2013 Salı
kitap- Spinoza Problemi- Irvin D. YALOM
Irvin Yalom'un Nietche Ağladığında kitabını okuyanlar bilir, kitapta gerçek olaylar ve düşünceler bir kurgunun içersine yedirilerek verilir ve en ağır düşünceler bile kolayca anlaşılabilir.
bu kitap ta aynı şekilde yazılmış.
kitap iki farklı zamanda ve mekanda geçiyor.
Bir yanda 1600' lü yıllarda Amsterdamda ilk gençliğini yaşayan ve kendi varlığını , cemaatini sorgulayan Bento Spinioza'nın hayatı anlatılıyor. Bento sapkın düşünceleri yüzünden Yahudi cemaatinden aforoz ediliyor. zaten yapısı gereği çok arkadaş canlısı olmayan Bento bunu bir fırsata çevirerek kendi iç dünyasına yöneliyor ve eserlerini ortaya çıkarıyor. biz Bento'nun gerçek olan düşüncelerini kurgu bir kahraman olan Francoyla sohbetlerinden öğreniyoruz.
diğer yanda 1900 'lü yıllarda yaşayan Alfred Rosenberg'in kendini bulma çabalarına tanık oluyoruz. daha okuldayken öğretmenleri tarafından aşırı ırkçı tavırları farkediliyor. öğretenleri ona çok sevdiği yazar Goethe'nin hayran olduuğu filozof Spinoza'yı araştırma ödevini ceza olarak veriyor. bu Alfred için korkunç bir şey çünkü Almanların üstün ırk olduğunu savunan bir genç için Yahudi bir filozofu okumak bile aşşağılayıcı bir şey. zorlada olsa bu görevi yerine getiriyor ve hayatının her döneminde Spinoza problemini sorguluyor.
Alfred Rosenberg gerçek bir karakter. Hitlerin akıl hocalığını yapmış aslında Hitleri yaratmış olan kişi denilebilir onun için. hayatını, kendini Hitlere sevdirmeye adamış ama hiç bir zaman bunu sağlayamamış asosyal , takıntılı ve aşırı megolaman bir tip.
Alfredin düşüncelerini de gene kurgu bir karakter olan , aynı zamanda Alfredin dostu terapist olan Friedrich Pfister'le yaptığı sohbetlerden öğreniyoruz.
dediğim gibi Irvin Yalom gene kolay okunan bir roman yazmış. içinde hem tarihi olaylara hem
de Spinoza gibi bir filozofun düşüncelerinin tamamına olmasa da ana hatlarına yer verdiği bu romanı çok güzel bir dil ve kurguyla yazmış. kesinlikle tavsiye ederim...
bu kitap ta aynı şekilde yazılmış.
kitap iki farklı zamanda ve mekanda geçiyor.
Bir yanda 1600' lü yıllarda Amsterdamda ilk gençliğini yaşayan ve kendi varlığını , cemaatini sorgulayan Bento Spinioza'nın hayatı anlatılıyor. Bento sapkın düşünceleri yüzünden Yahudi cemaatinden aforoz ediliyor. zaten yapısı gereği çok arkadaş canlısı olmayan Bento bunu bir fırsata çevirerek kendi iç dünyasına yöneliyor ve eserlerini ortaya çıkarıyor. biz Bento'nun gerçek olan düşüncelerini kurgu bir kahraman olan Francoyla sohbetlerinden öğreniyoruz.
diğer yanda 1900 'lü yıllarda yaşayan Alfred Rosenberg'in kendini bulma çabalarına tanık oluyoruz. daha okuldayken öğretmenleri tarafından aşırı ırkçı tavırları farkediliyor. öğretenleri ona çok sevdiği yazar Goethe'nin hayran olduuğu filozof Spinoza'yı araştırma ödevini ceza olarak veriyor. bu Alfred için korkunç bir şey çünkü Almanların üstün ırk olduğunu savunan bir genç için Yahudi bir filozofu okumak bile aşşağılayıcı bir şey. zorlada olsa bu görevi yerine getiriyor ve hayatının her döneminde Spinoza problemini sorguluyor.
Alfred Rosenberg gerçek bir karakter. Hitlerin akıl hocalığını yapmış aslında Hitleri yaratmış olan kişi denilebilir onun için. hayatını, kendini Hitlere sevdirmeye adamış ama hiç bir zaman bunu sağlayamamış asosyal , takıntılı ve aşırı megolaman bir tip.
Alfredin düşüncelerini de gene kurgu bir karakter olan , aynı zamanda Alfredin dostu terapist olan Friedrich Pfister'le yaptığı sohbetlerden öğreniyoruz.
dediğim gibi Irvin Yalom gene kolay okunan bir roman yazmış. içinde hem tarihi olaylara hem
de Spinoza gibi bir filozofun düşüncelerinin tamamına olmasa da ana hatlarına yer verdiği bu romanı çok güzel bir dil ve kurguyla yazmış. kesinlikle tavsiye ederim...
2 Ağustos 2013 Cuma
nostaljik paspasım:))
üçlü koltuğun ortasına oturup yanlarıma kimseyi oturmuyordum örerken:))
eskiden çok vardı bunlardan. ben de küçükken artık iplerden küçük küçük böyle paspaslar örerdim. babannem öğretmişti bana galiba:))
bu arada çektiğim fotoğraflardan eller ayaklar eksik olmuyor :))
artan iplerden da böyle uzunca bişey örüyorum. ince bi tığla örünce tok duruyo. altına da belki kaydırmaz falan dikerim. yolluk gibi olur diye düşündüm. şişle örülen yuvarlak paspastan sonra ilaç gibi geldi bana valla:))
1 Ağustos 2013 Perşembe
çoktan anılarda kalan tatilimiz...
bu sene ücretsiz izinde olmamı fırsat bilerek mayıs ayında yaptık tatilimizi. bir daha böyle bir fırsa zor olur:))çocuklarla gideceğimiz ilk tatildi o yüzden biraz stresliydim en başta ama daha önce de söylediğim gibi korktuğum kadar kötü olmadı.
ben otel tatillerinden hiç hoşlanmam aslında ama çocuklar küçükken gidilebilecek en iyi yer bence her şey dahil oteller.
bana kalsa geze geze gidilen küçük pansiyonlarda konaklanan, gerekirse güze bir manzara karşısında arabada sabahlanan doğaçlama tatiller.
gene de yolda giderken gördüğümüz tabelaları değerlendirmeye çalıştık. Burdur'daki İnsuyu mağarasına uğradık. daha önce gördüğüm bir çok mağaradan bir farkı içinde kocaman bir göl olmasıydı ve ben bakmaya doyamadım o göle. çok güzeldi gerçekten.
tatilimizin tamamının geçtiği çocuk havuzu ve etrafı:))
Kuzey Denizin ayran keyfi...
Ali Deniz Hockeye merak saldı Allahtan oyun alanını son gün keşfetti yoksa çıkaramazdık onu ordan.
oyunun mantığını henüz keşfedemedi. gol yiyince de atınca da seviniyo şapşal:))
Ali Deniz eğlenir de Kuzi durur mu?
Ali Denizle fotoğraf çekilme mücadelemiz.
Ali Deniz'in objektifinden biz...
dönüşte de Antalyada'daki akvaryuma uğradık.
Akvaryumun bahçesinde çocukları çimene saldık:)) malum bizi uzun bir yol bekliyordu.
kuzucuklarım..
bu yazının ana fikri de şudur:
" en güzel çocuk uyuyan çocuk"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















